YURTDIŞINDA YAŞAM

Toronto – Kanada’da Yaşam Nasıl – 2 Yetişkin, 2 Çocuk, 1 Köpek – Deniz Gözler Özenç

28/02/2019
Yurtdışı Röportajlar - Toronto'da Yaşam

Yurtdışında yaşama dair serisinde kısa bir aradan sonra kaldığımız yerden devam ediyoruz. Barselona ve Londra’dan sonra, bizim de yeni şehrimiz ve evimiz olan Toronto’ya uçuyoruz.

Uzun yıllardır blog ve Twitter hesaplarından takip ettiğim Deniz, eşi, iki çocukları ve köpekleri Jack’le beraber bizden birkaç ay önce Toronto’ya taşındı. İlk taşındığımız dönemde Instagram üzerinden bir ortak arkadaşımız bizi tanıştırdı, bir süre sonra da sonunda buluşup yüzyüze tanışmayı başardık. Her buluşmamızdan sonra tadı damağımızda kalıyor, bir sonraki buluşmayı iple çekiyoruz (en azından Barış ve ben 😄).

Toronto’da yaşam çocuklu bir aile için nasıl?

Kanada’da yaşamla ilgili kendi gözlem ve deneyimlerimi paylaştığım yazılar olmuştu, ama Deniz ve Çınar‘ın tecrübesinin çok değerli olduğunu düşünüyorum ve dolayısıyla bize Toronto’da yaşamı anlatmalarını istedim. Nasıl taşındılar, Kanada’da 2 çocukla yaşam nasıl, burası çocuk yetiştirmek için nasıl bir yer, ne gibi imkanlar var, hepsini konuştuk. Bizim de bebek beklediğimiz bir dönemde onlardan öğreneceğimiz çok şey var!

Neden Kanada’yı seçtiler, Toronto yaşanabilir bir şehir mi, hangi vizeyle geldiler, çocukla yaşam nasıl gibi birçok konuya değindiğimiz sohbetle sizi baş başa bırakıyorum…

Ne kadar süredir Kanada’da yaşıyorsunuz? Taşınmadaki motivasyonlarınız nelerdi ve nasıl karar verdiniz? Toronto’yu diğer şehirlerden ayıran ne oldu bir de?

Toronto’ya 2018’in Mayıs ayında taşındık. Çocuklarımızı yurtdışında büyütmek, özellikle farklı bir eğitim sistemi deneyimlemek başlıca motivasyonumuzdu. Kararımızı 3 yıl kadar önce netleştirdik ve süreci başlattık. Biz Toronto’dan önce Kanada’yı seçtik: İngilizce çalışabileceğimiz ve (madem yurtdışında yaşayacağız) ikinci bir vatandaşlık imkanı da olan bir ülkeye taşınmak istiyorduk, dolayısıyla çok fazla da seçeneğimiz yoktu esasında. Kanada süreci ilerlemeye başladığında da en göçmen dostu olan yer Toronto olarak öne çıktı. İkliminin Kanada’nın diğer yerlerine göre nispeten ılıman olması, New York’ta yaşayan kuzenlerimize yakın olmak gibi avantajlarının yanında sıfırdan başlarken en az zorlanacağımız şehir olacağına karar verdik.

Toronto yaşanılabilir bir şehir mi sence? Kira, aylık masraflar, satın alma gücü gibi faktörleri değerlendirebilir misin? Varsa örneklerle harika olur 🙂

İstanbul’la kıyaslandığında Toronto son derece yaşanılabilir bir şehir. Zaten her yıl “dünyanın en yaşanılabilir şehirleri” listelerinde ilk sıralardaki yerini yıllardır kaptırmıyor. Ormanın içine şehir kurmuşlar gibi her bir köşesi yemyeşil. Transit sistemi ödüllü. Dünya mutfaklarının her türlüsünü burada bulabilmek mümkün. Kütüphane sistemi parmakla gösteriliyor. Son derece çocuk dostu ve eğlenceli. Neredeyse her hafta sonu şehirde bir festival veya benzer etkinlik düzenleniyor. Ve en önemlisi: insanlarının önemli bölümü kibarlıktan kırılıyor.  

Paranın satın alma gücünü değerlendirirken biraz bakış açımızı değiştirmemiz gerekebilir: belki Kanada’nın geri kalanıyla kıyaslarsanız en pahalı 2-3 yerden biri olacaktır Toronto ama gelişmiş bir ülkenin en büyük şehri olduğunu düşünerek İstanbul’la kıyaslarsanız satın alma gücünüzün daha yüksek olduğunu göreceksiniz. Aklınıza hemen lüksler gelmesin, burada temizlik, çocuk bakımı, tamirat gibi pek çok şey Türkiye’dekine kıyasla çok daha maliyetli. Diğer taraftan her şey kendiniz yapmak istediğiniz her şey de bir o kadar Türkiye’ye kıyasla ucuz. Temel ihtiyaçlar ucuz, ya da devlet desteği bulunuyor. Sağlık sistemi, eğitim ücretsiz. Üstelik temel ürünleri satın almak istediğiniz her mağaza Kanada’nın nüfus olarak bu en yoğun bölgesine neredeyse her köşede var. Yani Toronto’da yaşamak istiyorsanız bir tık daha şehir dışında olmanız dahi sizi hiç bir şeyden eksik bırakmaz. Ama lüks arayışındaysanız zorlanırsınız. Ha bir de, Kanada dolarını Türk lirasına çevirerek yapacağınız matematik hesaplarını bir kenara bırakmak da lazım. Burada bir işiniz varsa ve dolar kazanıyorsanız herşeyi ona göre düşünmek gerek.

En merak edilen konu başlıkları arasında eminim üst sıralara oynayan bir soruya geliyorum: Hangi vize ile gelmiştiniz, kısaca bundan da bahsedebilir misin?

Biz Express Entry’e başvurmuştuk, çünkü buraya gelirken çalışma iznimizin, ücretsiz sağlık ve eğitim imkanlarımızın olmasını önemsiyorduk. Dolayısıyla Permanent Residence yani Süresiz Oturum İzni’mizi alıp da geldik.

İlk kez yurtdışında yaşama tecrüben(iz) miydi? İlk aylarda nasıl hissettin, izlenimlerin nasıldı? Hem zorlukları, hem güzel yanlarından bahseder misin? Çocuklar kolay adapte olabildi mi?

İkimizin de ilk yurtdışında yaşama tecrübesi değildi. Özellikle yaz başında gelmemiz adaptasyonumuzu oldukça kolaylaştırdı diyebilirim. Hep kıştan korkuyorduk ama zamanla gördük ki burada -30 derece kara-kış olmadığı sürece hava ne kadar soğuk olursa olsun hayat durmuyor. Herkes hep sokakta ve hayat akmaya devam ediyor. Tabii isterseniz cennete taşınmış olun, insan ailesini ve arkadaşlarını özlemeye devam ediyor. Bize sorarsanız, en çok iklimin ılımanlığını ve denizi özledik. Moda’yı, Fethiye’yi özledik. Kızımız burada anaokuluna başladı ve sanıyorum en kolay o adapte oldu, oğlumuz zaten konuyu anlamayacak kadar küçük. Bizim için de adaptasyon iş bulmamız noktasında çok kolaylaştı, buranın en kilit noktası o çünkü.

Yaşam standartlarında veya tarzında nasıl bir değişiklik oldu? Türkiye’deki yaşantınla kıyasladığında nasıl hissediyorsun, biraz anlatsana. Daha iyi veya daha kötü olan noktalar neler?

Yaşam standardım değişti – ama iyi yönde mi kötü yönde mi hala karar verebilmiş değilim. Evim çok küçüldü bir kere, apartmanlar Türkiye’deki metrekarelerle kıyas kabul etmez. Üstelik yardımcım da yok. Herşeyi kendim yapıyorum, burada tanıştığım neredeyse herkes de öyle. Ama 2 saatte bütün evin işini bitirebildiğinizde zaten temizlikçiye verdiğiniz saatlik 25 dolar da gözünüzde büyümeye başlıyor 🙂 En önemli değişiklik sanıyorum çocuklarla ilgili oldu, okulları kursları, arkadaşlarıyla bir bütün olarak düşündüğünüzde nüfusun yarısından fazlasının göçmen olduğu bir şehirde dünya vatandaşı olmayı öğreniyorlar – ki bence bu paha biçilemez.

Bir günün nasıl geçiyor? Şu anda çocuklarla yoğun bir gündemin olduğunu az çok tahmin ediyorum. 🙂 İş hayatına dönmeyi istiyor veya düşünüyor musun?

Benim günlerim şu ara çok yoğun bir rutinde geçiyor, Emre henüz 1 yaşında olduğu için. O büyüdükçe yavaş yavaş işe dönmek de çok istiyorum – çalışmayı çok özledim. Sabahları Leyla’yı okula götürüyoruz, babamızın vakti olmamışsa köpeğimizi gezdiriyoruz, o arada Emre pusette sabah uykusunu uyuyor. Gün içinde evin temizliği, yemeği, bebeğin uykusu bakımı yemeği, takip edilmesi gereken evrak işleri, Emre’yi götürdüğüm kurslar… derken günüm geçiyor. Öğleden sonra Leyla’yı okuldan alıyoruz, haftada iki gün kursu oluyor, bazı günler arkadaşlarıyla program yapıyoruz, bazen arkadaşlarımızla erken bir akşam yemeği yiyoruz. Haftasonu bir günü genelde evde dinlenerek geçirmeye çalışıp, diğer gün de ailece geziyoruz. Çok sabit bir rutinimiz var ama önümüzdeki yıl itibariyle biraz daha özgür oluruz diye ümit ediyorum.

Çocuklarla yapabildiğin aktiviteleri düşündüğünde Türkiye’yle farklar olacağını tahmin ediyorum. Rahat mı burada çocuklu hayat?

Evet. Kanada’da çocuklar çok değerli ve çocuklara dair kanunları da çok katı. Dolayısıyla kafam Türkiye’dekine göre daha rahat. Onun dışında hayat kendi mahalleniz içinde yaşamanız üzerine tasarlanmış ve ücretsiz toplum merkeziniz, kütüphaneniz, parkınız, okulunuz sizi bütün bir gün tek kuruş harcatmadan sokağa çıkartıyor, kültürel etkinliklere davet ediyor, eğitim imkanları sağlıyor. Yani boş vakitlerimizde tüketmeyi değil, üreterek eğlenmeye teşvik ediliyoruz. Okullar ne kadar iyi olursa olsun, çocuklarınızın hayata bakışını bu şekilde şekillendiren bir yerde yaşamak bütün zorluklara değiyor. Nedir zorluğu derseniz: Hava soğuk, hayatınızı ona göre şekillendirmeniz gerekiyor ve çocuklarla yaşarken araba lazım oluyor. Bir de aileniz de sizinle birlikte Toronto’da yaşamadığı sürece biraz akrabalarından uzak büyüyor çocuk, dolayısıyla Türkiye’ye gelip gitmek üzerine de bir bütçe ayırmak, ayrı bir yaşamı da kabullenmek gerekiyor.    

Toronto’da çok Türk var mı? Kimi şehirlerde adım başı bir Türk’le karşılaşmak, hatta bazen mini bir Türkiye’deymiş gibi bile hissetmek mümkün. Orada da böyle bir durum var mı?

Sadece benim mahallemde, benim tanıştığım en aşağı 15-20 Türk aile var. Yarısından fazlası son bir yıl içinde Toronto’ya taşınmış. Bu sayı Türkiye’den gidenlerle doğru orantılı olarak sürekli artıyor. Ama hani klasik hikaye vardır ya, Almanya’da veya Bulgaristan’da tam başımız sıkıştığında içeriden gelen Türkçe konuşan sesin derdimize derman olduğu :)) henüz o hikayeyi yaşamadım burada 🙂

Sonuncu, en klişe ve fakat çok da merak edilen bir soruya geliyorum, hazır mıyız? 🙂 Türkiye’yi özlüyor musun? Her ne kadar yurtdışına taşınmak çoğu kişinin hayallerini süslese de, adaptasyon süreci ve sonrasında sevdiklerinden ve alışkanlıklarından uzakta kalmak aslında bir yandan da oldukça zor. Sen nasıl hissediyorsun?

Bunu söylemek benim de kalbimi kırıyor ama uzun bir süredir Türkiye’de kendimi yabancı gibi hissediyordum. Eğitim, iş, ekonomi ve bir çok başka konuda tereddütlerim vardı. İnsanın evi gibisi yok, ailesinin arkadaşlarının yerini hiçbir şey tutamaz ama bazen insanı mutlu eden yer doğduğu yer olmayabiliyor. Ben doğduğumdan beri başka kültürleri öğrenmeye meraklı bir insan olduğum için, kendimi uzun ince bir yolda şehirden şehre maceradan maceraya koşarken hayal ediyorum. Burada yaşadığım her şey benim için bir heyecan ve bana pek çok şey öğretiyor. Bunun yanında buraya taşınmamın hayatımın sonuna kadar Toronto’ya kazık çakmak anlamına geldiğini de düşünmüyorum. Kimbilir hayat benim önümüzdeki yıllarda nereye götürecek, hayatın sürprizlerine de açık olmak gerekiyor 🙂 Bir de artık teknoloji nerede olursak olalım birbirimize ulaşabilmemizi sağlıyor ve bunun da değerini bilmek lazım. Siz istemediğiniz sürece kimseye uzak değilsiniz esasında. Sevdiklerimi özlüyorum, ama yolda -tıpkı senin gibi- tanıştığım çok değerli yeni dostlar ediniyorum ve bu harika bir şey!

Bu röportaj fırsatını bana verdiğin için çok teşekkürler Özge!

Sevgiler,

(Esas ben teşekkür ederim bu detaylı cevaplar için ve onca koşturma arasında vakit ayırıp sorularımı yanıtladığın için! En kısa zamanda görüşmeyi yine iple çekiyorum.)

Serideki diğer röportajları okumak için tıklayın

You Might Also Like