KANADA'DA YAŞAM KİŞİSEL

Kanada’da Hamilelik ve Doğum

31/01/2019
Kanada'da Hamilelik ve Doğum

Instagram’dan takip edenlerin bildiği, ama blogda bugüne dek henüz paylaşmadığım büyük bir haberimiz var: EVET, HAMİLEYİM! 🙂 Yolun yarısını geçmeme rağmen bu yolculukla ilgili henüz yazmadım, yazamadım, belki de yazmalı mıyım, emin olamadım. Nazar diye bir kavramı geliştiren bir toplumun parçası ve buna fazlasıyla inanan bir ailenin çocuğu olarak, özellikle de böylesine hassas bir süreçte herşeyin rayına girmesi ve güvende hissetmek en çok istediğiniz şeyler oluyor.

Kanada’da Hamilelik Süreci

Nazardır, iştir güçtür derken öteledim, ama bir yandan da bu blog benim için anılarımı arşivlediğim bir defter ve hayatımın en önemli hikayesinin burada olmaması büyük bir eksiklik olurdu. Türkiye’de hamileliğini geçirmiş olan herkesten farklı olarak bu süreci Kanada’da geçiriyorum ve yakınımızda başka da kimse olmadığından, Barış’la birbirimize kol kanat durarak, desteği birbirimizde bularak yaşıyoruz bu dönemi.

Benimle aynı dönemde hamilelik haberini aldığım pek çok kişi oldu ve onların Türkiye’deki süreçlerini dinledikçe, benim ne kadar farklı bir süreç yaşadığım gerçeği daha çok yüzüme çarpıyor. Bunu düşününce, hem bu dönemi ileride hatırlayabilmek, hem de Kanada’da (veya genel olarak yurtdışındaki pek çok ülkede) hamilelik ve doğum sürecini merak edenler ile paylaşmanın anlamlı olacağına karar verdim.

Bu yazı nedir, ne değildir

Ancak peşinen belirtmem lazım: Bu yazı, ‘Türkiye’den Kanada’ya doğum için nasıl gelinir’ yazısı değildir. Zira bu konuyla ilgili hiç bilgim yok. Biz buraya, hamilelikten önce, kalıcı göçmenlik ile geldik ve bebişin Kanada’yı seçmesi tamamen ona ait bir seçim (galiba işini biliyor!) 🙂 Dolayısıyla benim anlatacaklarım daha ziyade buradaki sağlık sistemi ve hamilelik sürecinde yaşananlar hakkında olacak.

Kanada'da Hamilelik ve Doğum

Doktor yok, biz size ebe verelim

Evet doğru duydunuz, burada doktor yerine ebe ile hamilelik sürecini ilerletmek çok ama çok yaygın. Fakat biraz geriye saralım… Hamile olduğumu öğrendiğimizde, henüz sağlık kartımız gelmemişti (göçmen olarak giriş yaptıktan 3 ay sonra sağlık kartınızı alıyorsunuz). Eğer kartımız olsaydı, bağlı olacağımız aile hekimine gidecek ve onun yönlendirmesiyle ilerleyecektik. Fakat henüz bir aile hekimimiz olmadığı için hummalı bir araştırmaya giriştik. Sağlık kartımız olmadan ne yapacaktık?!

Kanada’da sağlık sistemi tamamen devletin denetiminde ve özel hastane diye bir kavram yok. Bu da, kafanıza göre bir hastaneden randevu alıp doktor göremeyeceğiniz anlamına geliyor. Özellikle de Türkiye’de özel hastane sistemine alışkınsanız kulağa çok korkutucu geldiğini biliyorum. Ben de hala tam anlamıyla kabul edebilmiş değilim ve çok da memnun değilim. Ama sistem budur.

Ebem olur musunuz?

Sağlık kartımızın olmamasından dolayı panik ve endişe ile yaptığımız araştırmanın sonucunda neyse ki henüz sağlık sistemine dahil olmasak da gidebileceğimiz kurumlar olduğunu öğrendik. En mantıklı opsiyon, bir Midwife, yani ebelik kurumuyla iletişime geçmek ve yeni bir hasta/hamile kabul edip edemeyeceklerini öğrenmekti. Bu kurumlar da yine devletin sağlık sistemine bağlı kurumlar bu arada.

Biraz ileriye saralım şimdi de… Evimize yakın, aynı zamanda yorumları iyi olan Uptown Midwives diye bir kurum buluyoruz ve gecenin bir vakti internetten başvuru yapıyoruz. Ertesi sabah telefonum çalıyor ve kabul ettiklerini öğrenip ilk randevumuzu alıyorum. Sistem çok yabancı, yeterli mi değil mi diye kafamda deli sorular var. ‘Burada bir kesinleşsin, en yakın zamanda Türkiye’ye gidip muayene oluyorum ve burada da sağlık kartımız gelince hemen bir doktora gitmeye başlıyoruz’ diye konuşuyoruz Barış’la.

Sonuç: Hiçbirisi gerçekleşmiyor 🙂

1 değil, 3 tane dönüşümlü ebem var

Kısa bir süre sonra ilk randevu zamanım geliyor ve esas ebem olan Carla ile tanışıyoruz. İtalyan asıllı bir Kanadalı. İyi anlaşıyoruz ama ben o kadar şaşkınım ki, hala da o ilk görüşmeyi çok hatırladığımı söylemem. Hayal meyal. Çoğunlukla sohbet, tanışma şeklinde geçiyor. Bana nöbet sistemi ile çalıştıklarını, dolayısıyla 2 yedek ebem daha olacağını ve onlarla da zaman içerisinde tanışacağımızı anlatıyor. Nitekim daha sonra, en çok göreceğim ebem Rivky (basbayağı Rıfkı yani :)) ile tanışıyorum. İlk randevuda bebeğin kalp atışını dinlemek için çok erken, dolayısıyla bunu bir sonraki sefere yapıyoruz. Bebeğin kaç haftalık olduğunu tespit etmek için ilk ultrason randevumu almam gerektiğini ve beni bir radyoloji kliniğine göndereceğini söylüyor ve ultrason formumu veriyor. Görüşme bu kadar. Bir sonraki görüşme 4 hafta sonra.

Aile hekimleri ve ebeler ultrasonu yaptırabilmeniz için size bir talep formu yazıp radyoloji kliniklerine yönlendiriyor. Bu kliniklerden ayrıca randevu alıyorsunuz ve talep formunuz + sağlık kartınız (eğer sağlık kartınız yoksa, devletin bu işlemi karşılayacağına dair sağlık personelinizin size verdiği formu) yanınızda götürüyorsunuz. Bu adımlar her ultrason veya kan testi yaptıracağınızda tekrar ediliyor.

Testler, Ultrasonlar, Sonuçlar

Sanıyorum hamilelik sürecindeki en olumsuz ve canımı sıkan, isyan ettiğim tecrübem ilk ultrasondu. Öyle şok geçirmiş ve hayallerimden uzak bir tecrübe yaşamıştım ki, unutmam mümkün değil. Hala da, keşke bu şekilde yaşamak zorunda olmasaydım diye düşünüyorum.

Şaşkın ve neredeyse heyecandan eli kolu titrer vaziyette gittiğimiz ilk ultrasondan, Barış’la duvara çarpmış gibi çıkıyoruz ve benim inanılmaz moralim bozuluyor. Konuyu biraz açayım: Burada ultrasonu, teknisyenler yapıyor ve dolayısıyla sadece kelime anlamıyla sadece işini yapıyor ve gerisine karışmıyor. Soru soramıyorsunuz – sorarsanız, ‘ben doktor değilim, yanıtlayamam’ cevabını alıp oturuyorsunuz. Ultrason muayenesinin sonuna dek bebeğin görüntüsünü görmüyorsunuz, kalp atışını duymuyorsunuz. Sonunda 30 saniye ekranı size çevirip gösteriyor (artık ufacıkken o görüntüden ne çıkarırsanız) ve en son, lütfedip 3 adet siyah beyaz fotoğraf çıktısı veriyor.

İlk bebek ve ilk ultrason olmasına rağmen heyecanımızı içimize tepiyor ve umduğumuz mutlu, coşkulu tecrübenin yanına bile yanaşamadan çıkıyoruz klinikten. Sadece yaşadığını biliyoruz bebeğimizin. Hiç unutmayacağım bir gün, gerçekten çok üzülmüştüm. Zaman içerisinde bu soğuk, ruhsuz ve aşırı teknik tutumla yapılan ultrasonlara alıştım, çünkü kabullenmekten başka çarem yoktu. Her seferinde canım sıkılmasın diye kendimi hazırlayıp gidiyorum. Bu arada referans olması adına, 25 haftalık zaman diliminde yalnızca 3 ultrasona girdim (bundan sonra da yalnızca 1 kez daha gireceğim); eğer Türkiye’deki sıklıkla kıyaslamak isterseniz diye paylaşmak istedim. Burada herşey yolundaysa sizi sürekli ultrasona çağırmıyorlar. Ayda 1 gittiğiniz ebe randevularınızda bebeğinizin kalp atışını doplörle dinliyorsunuz, o kadar.

İkili test ve şeker yükleme testleri ise hamilelikte mutlaka yapılan testler ve opsiyonel değil. Eğer bir işlem kesinlikle gerekli değilse zaten yapılmıyor – dolayısıyla şeker yükleme testini iki kez düşünmedim bile. Hatta bununla ilgli tecrübemi de bir videoda kaydettim ve paylaştım. Türkçe altyazıyı açarak izleyebilirsiniz. Testlerin sonuçlarını ise, eğer bir problem varsa sizi telefonla arayarak ebeniz haber veriyor. Eğer bir problem yoksa, bir sonraki randevunuza kadar öğrenmiyorsunuz.

İnsan herşeye alışıyor…

Çok şaşırdığım, yadırgadığım ve garip bulduğum bu sisteme zaman içerisinde ben de alışıyorum ve kabulleniyorum. Kaldı ki, başka çarem de pek yok, çünkü göçmenlik kartımdaki anormal gecikmeden dolayı hamileliğim boyunca hiç Türkiye’ye gelip orada muayene olma şansım olmadı.

Kulağa çok negatifmiş gibi gelse de, bir işlemi gerçekten gerekmeden yapmıyor olmaları ve hamileliğe çok doğal bir süreç gibi yaklaşmaları insanı çok rahatlatıyor. Genel anlamda değerlendirdiğimde, çok stressiz, endişesiz ve sorunsuz bir hamileydim ve bence bunu kısmen buradaki sistemin rahatlığına borçluyum. Türkiye’de sürekli muayenelere gitmek ve çevreden gelen bitmek bilmeyen yorum ve görüşlerle çok daha geriliyor olabileceğimi düşünüyorum. En ufak bir konu kafamıza takılsa Türkiye’de hemen ikinci ve üçüncü bir görüş için farklı doktorlara gitmeye meğilliyiz örneğin. Burada böyle bir şans yok. Bir ebem var ve bir tane ultrason kliniğim var ve ister beğeneyim ister beğenmeyeyim, onlarla bu yola devam ediyorum. Adil olmak gerekirse de ultrason tekniysenim dışında kimseden bir şikayetim yok, herkes cici ve profesyonel. Özellikle de ebem Rivky’i seviyorum. Dünya tatlısı mı? Hiç de değil. Ama çok özü sözü bir, işini bilen birisi ve güven veriyor. Bu süreçte de aslında en önemli şey, güvenebileceğim ve bebeğime ve bana iyi bakabacaklarına emin olduğum sağlık personeli.

Kapanış…

Hamilelik sürecinde daha birçok şey yaşanıyor elbette ve sağlık konusunun tamamını tek yazıda anlatmam pek mümkün değil. Umuyorum sürecin bu kısmıyla ilgili anlattıklarım işinize yarar ve buradaki sistemi anlamak veya karşılaştırabilmek için fikir verir.

Süreçte özellikle merak ettiğiniz bir konu varsa yazarsanız, ona da başka bir yazıda değinmeye çalışırım.

Eğer takip etmiyorsanız, hamilelik yolculuğuyla ilgli günlük paylaşımlarımı instagram‘dan bulabilirsiniz.

Sevgiler ❤️

You Might Also Like